Tuzla? Citroen?
Sabah altıda yattığımdan öğlen on ikide sağ gözüm kıpkırmızı, suratım beş karış, başımda bir ağrı uyanır gibi oldum. Hemen soğuk duşa attım kendimi.. (zaten doğal gaz problemimiz var, istesem de sıcak bi duş alamam.) Miskin miskin giyinip sokaklara attım kendimi.. Gümüşsuyu’nda nereden çıktı alınır bilemediğimden, penceresinde turuncu turuncu FOTOKOPİ yazan Keyhan Tercüme’ye girdim.. İçeride kro abiler, ağır bir sigara dumanı, orada çalışmaktan ve muhtemelen koca bulamamaktan bunaldığı her yerinden belli bir kadın, getir götür işine bakan renkli gözlü bir adam ve hiç ilgilenmediğim ve dolayısıyla kendisiyle ilgili bilgi veremeyeceğim başka bir adam daha.. Küçücük bir salonumsuda tıkışıp kalmışlar yaz sıcağında.. Derken.. E ama burası çeviri bürosu! Ben nasıl diyeceğim bunlara bana çıktı verin diye düşünürken beyin, ben size CV bırakacaktım dedi ağız. Olluurr dediler. Oturttular beni bilgisayarın başına.. Aldım bir çıktı.. Fotokopi de çekelim mi dedim. Ona da olur dediler.. 3 tane fotokopimi aldım, kolay gelsin dedim..tam çıkarken..e konuşmayacak mısınız? dedi getir götürcü renkli gözlü adam. şimdi mi? dedim saf saf. Evet? dedi. e iyi dedim.. uzun koridordan geçip dipteki bir odaya gitti..on beş saniye sonra da, o sizi ararmış dedi. iyi dedim.. kaçarcasına çıktım. Günün karı; aklımda olmadan bir yere CV bırakmış oldum ve fotokopileri bedavaya getirdim.. aman da aman!
Daha görüşmeye 1 saat olduğundan çok beğendiğim Gümüşsuyu’nu biraz daha yakından tanımak için yavaş yavaş dolanmaya başladım.. Sonra gitmem gereken binayı gördüm.. Ve yanında bir kırtasiye.. Peh dedim..İyiymiş..Sonra susadım çok fena..Adını şimdi hatırlamadığım bir mekana oturdum. (Bu hafıza konusunu ne yapacağız bilemiyorum..) Soğuk limonata istedim..Oranın sahibi gibi görünen herif de soğuk bir rakı da verebiliriz dedi, sırıttı. Buz gibi gülümsedim ben de, viyk viyk viyk modunda gözden kayboldu… Limonata geldi sonunda ve fakat ılık.. Buz alabilir miyim dedim, garson kız bana çok uyuz oldu. Buzu nereden getiriyorsa? Neyse..
Gittim görüşmeye..Benimle birlikte 5 insan daha.. Aramızda sadece bir erkek var. İnsanlar sıkıntılı, mekan bir garip. Göz göze gelince hemen gözü kaçırıp başka tarafa bakınmacalar falan.. Dergi falan koymuşlar insanlar beklerken kim kimi dikizliyor durumunu izlemeye mecbur kalmasınlar diye. Aldım bitanesini.. Karşımdaki kız şaşırdı. Acaip bir dergi mi aldım elime diye baktım, doğru düzgün bir ekonomi dergisiydi. Ben de ona bakıp şaşırdım. Gözünü kaçıracağım derken çıkarıyordu az kalsın.. Neyse..
Girdik mülakata.. kimse aslında bu işi istemiyor.. parasızlık çaresizlik işsizlik bıktırmış.. işte geldik biz de buraya naapalım ifadeleri suratlarda ve neredeyse dillerde.. Derken..
-Ama Tuzla harika bir yer! dedi keçi sakallı, beyaz gömlekli, mülakatçı beyfendi.
Aramızdaki tek erkek de.. (ki o ana dek oldukça sessizdi) yapmayın allaşkına! iğrenç bir yer orası! Siz nerede yaşıyorsunuz? deyince keçi sakallı adamın sakalı düşecek gibi oldu. Sevindim, mutlu oldum ve açık açık güldüm..
Özel mülakatta da, sen pek istemiyor gibisin bu işi dedi. İstemiyorum demeye getirdim.. Eğer biz seni istiyorsak yarın akşam altıya kadar ararız, yoksa zaten aramayız dedi. Olur olur dedim ve buradan da kaçarcasına çıktım.
Zuzu’nun yanına gittim.. KötüKadın’la da telefonda, buluşalım bişiler içelim demiştik.. Oh dedim güzel oldu bu, kafa dağıtıcam mis gibi. Tuzla ne be? Git gel 4 saat. Citroenlesinler gitsinler afedersiniz..
Nihayetinde KötüKadın bizi çok pis ekti.. Zuzu’yla alışveriş yaptık, gittik her zamanki mekanımız olma adayı mekana oturduk, bira eşliğinde muhabbete başladık. Seviyorum ben Zuzu’yu, konuşurken yaptığı mimikleri, anektodlarını, vs.. Sonra sevdicek geldi, birkaç saat daha oturup evimize yollandık..
Şimdi o yeni sevgilisi MacBookPro’suyla fingirdiyor.. Ben de herşeyden sıkılıp bunalma tribinde miskin miskin otururken sen geldin aklıma günlük. İş çıkardın başıma. Hoşlanmıyorum bak. Böyle..